KAHVE BAHANE

KAHVE BAHANE
Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane…Belki de dedelerden anneannelerden , babaannelerden kalan bir miras belki de alışkanlık… Çok severim Türk kahvesini, benim için diğer kahvelere hiç benzemez... Özel bir tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi, ikramıyla kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır. Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta ,uzun süre tadını bırakır. Günlük yaşamımızda çok yer etmiştir.Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir tadı...Dostlarınla içtiğin kahve neşe dolu bol köpüklüdür. Sevdiğin dostun üzüntülü ise içtiğin kahvenin tadı kederlidir,acıdır. Tek başına balkonda içtiğin kahve ,yalnızlıktır. Yorgun olduğunda hafifletir seni,unutturur yorgunluğunu,İçki içmişsen koyu şekersiz bir kahve derin kuyudan çıkararak,ferahlatır ,derin bir uykuya dalarsın… Kızlarımızı istemeye gelinen evlerin,bayramlarımızın vazgeçilmez ikramıdır,Türk kahvesi...B inlerce yıl öncesinden zamanımıza kadar bir çok şeylerle bakılan fal, bizim Türk kahvemizle de özleşmiştir,Türk kahvesi deyince ,Kahve içen kişi dibindeki telveyi ,fincanını sol elle tutarak,sağdan sola çevirerek üç kere çalkalayıp kapatır.sonrada’’bakacak kimse var mı?’’diye sorar,bakan yoksa kendin bildiğine göre yorum yapar.Apartmanda her gün bir evde saat onda kahve içilir. Komşu Naciye hanım sabah saat onda muhakkak bağırır ,Ayşelerdeyiz hadi gelen gelsin.Tabi ki Naciye hanım çok iyi fal baktığından herkes işi gücü bırakıp peşinden…..kapıdan içeri girerken de ’’Şule kızım çabuk bir kahve yap da içelim’’daha öğlene yemek yapacağım.Herkes saat ona kadar bir işler yapmıştır, bu o yorgunluğun dinlenme kahvesidir. Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle,dumanıyla,yorgun oldukları için , içtikleri kahve hafifletir kendine getirir,unutturur günün ağırlığını insanlara...Biraz da gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane hatırlatır.Kahveler içilir,tabi ki arkasından fincanlar kapatılır.Naciye hanım bakacak fallara…Fallar… Her gün aynı şey ,siz inanırımsınız? Fal nasıl bakılır,çıkanları varmıdır..Hepinize bol şekerli kahve tadında günler,sohbetler dilerim. (Bahar Demir)

19 Şubat 2008 Salı

2. SORUMLULUK AL - DİMOSTRAZİONE

2. SORUMLULUK AL - DİMOSTRAZİONE
Bilgiyi deneyimle sınama kararlılığı ve hatalardan ders çıkarma istekliliği. Leonardo dogma ve batıl inancı reddederek sorumluluk üstlendi ve kendi araştırmalarını yaptı. Ruhsal bir yolculukta olmak, kendi düşüncelerimizi ve eylemlerimizi geliştirebilmemiz ve sonuçta yaratıcı olabilmemiz için sorumluluk almamızı gerektirir.* Devam edeceğim...* İşe yarar bir insan olmak beni hiç yormuyor...* Engeller beni durduramaz...* Titizlik bütün engelleri aşar...* Rotanı bir yıldıza göre çizersen fırtınadan kurtulabilirsin...Emek bize tüm iyilikleri getirir ama farkında olmamız gereklidir. Emek dış dünyada harcadığımız görünür çabanın çok ötesindedir, içimizdemi çalışmanın ve ahlaki farkındalığımızın yansımasıdır. Leonardo bize, adaletli olmak ve iktidar gücü, olayların içyüzünü kavramayı ve iradeyi gerektirir, diyordu. Eğer sorumluluğunuzun farkında olmaz ve kötülüğü cezalandırmazsanız, kötülüğe izin vermiş ve önermiş olursunuz. Unutmayın düzgün yürüyen, az düşer.Ruhsal sorumluluk değerlendirmesi:* Batıl veya dinsel inançların ve de törelerin yerine getirilmesi birbirlerinden farklı şeylerdir, bu deneyim benim için gereklidir.* Ruhsal anlayışımı, deneyimlerimle sınıyorum.* Düşüncelerimin sorumluluğunu alıyorum.* Duygularımın sorumluluğunu alıyorum.* Bedenimin sorumluluğunu alıyorum.* Niyetlerimin sorumluluğunu alıyorum.* Yaşadığım tüm sonuçların sorumluluğunu alıyorum.* Küçükten bana verilen tüm dinsel öğretileri kabul ediyorum.* Küçükten bana verilen tüm dinsel öğretileri kabul etmiyorum.* Küçükten bana verilen tüm dinsel öğretilerle, kendi deneyimlerim arasında bir uzlaşma sağlamaya çalışıyorum.
Frankl Ölçeği:Bir insanın elinden herşeyi alınabilir. Ama tek birşey hariç; insanın sahip olabileceği özgürlüklerin sonuncusu, hangi koşullar altında olursa olsun bir kişinin tutumunu seçme özelliğidir. Frankl Ölçeği, bizim nereye kadar bilinçli, sorumluluk sahibi varlıklar olduğumuzu ölçmek içindir.
0 100 Frankl, Leonardo, Gandi100 noktasındaki insanlar, düşüncelerinin, niyetlerinin, eylemlerinin ve bunların başkaları üzerinde yaptığı etkilerin sorumluluğunu eksiksiz alırlar. Soldaki uçta yani 0 noktasında bulunanlar ise, başlarına gelen herşeyi başkalarından bilirler, ağlayıp sızlarlar ve suçlarlar. Yerimizi nasıl anlayacağız? İşte size birkaç örnek sözcük;* Karım veya kocam beni hiç anlamıyor...* İşyerimde kimse beni önemsemiyor, dinlemiyor...* Keşke şöyle ya da böyle olsaydı...* Ben bunu beceremiyorum...* Bu konuda yapabileceğim birşey yok...* Bunu yapmama izin vermezler...* O beni hep kızdırıyor...Eğer bunlar ve bunlar gibi şeyler söylüyonsanız, sızlanıyor, suçluyor, hep dert yanıyorsanız, hemen tutumunuzu değiştirmeye kalkmayın. Yüzeysel olumlu düşünceler oluşturmak yerine kendiniz gözleyin. Bundan sonra daha bilinçli sızlanacaksınız, evet bu komik olabilir ama artık sızlanmalarınıza gülebilir ve daha yapıcı olabilirsiniz. Şimdi 100 noktasındaki yaklaşımlara bakalım;* Bu kişiye veya olaya vereceğim tepkiyi ben yapıyorum ya da seçiyorum.* Bana nasıl muamele edeceklerini herkese ben öğretiyorum.* Sadece onların bakış açısını değiştirerek, başkalarını değiştirebilirim.* Daha iyi sonuçlar için, yaklaşımımı nasıl değiştirebilirim?* O kişinin veya olayın beni nefret ettiren yöne bana nasıl yansıyor?Sonra yaşadığınız bir olayı seçin ve ölçekte yerini bulun. Bu bir zorluk veya sorun olabilir, verdiğiniz tepkiyi tanıyıp defterinize yazın. Tarafsız olun ve bir ile yüz arasında bir yeri işaretleyin. Örneğin sevdiğiniz insanı terk ettiniz ve bu olayı o zaman anlatırken, kendinizi kadere boyun eğmiş, terk edilmiş olarak gösterdiniz. Şimdi olaya yine bir bakın; acaba sizi terkedecek olan birisiyle beraber olmayı siz mi seçtiniz? Ya da bu kişinin sizi terk etmesinin size ne faydası dokundu? Yani düşünmeli ve sorumluluğu almalısınız. Özetle, herşeye farklı açılardan bakmayı öğrenmelisiniz...Başınıza kötü bir olay geldiğinde, duruma üç farklı açıdan bakın, üç varsayım acaba neler olabilir? Ve bu varsayımdan ne tür yeni bilgiler elde edebilirsiniz? Acaba bu olay karşısında düşünce ve duygularınız nasıl etkilendiler? Bunları da yazın...
Üç Sandalye Metodu:* Üç sandalye bulun, ikisini karşı karşıya koyun, üçüncüyü daha uzağa ikisine bakar bir yere koyun. Birinciye oturun, karşınızdaki sandalyede başka ya da olay kişinin oturduğunu düşünün. Onu hayal edin ve düşünün, ne hissediyorsunuz? Ona neler derdiniz? Sonuçları yine kaydedin. * Şimdi karşınızdaki sandalyeye oturun ve o kişi olduğunuzu hayal edin. Onun gözüyle kendinize bakın hatta onu taklit edin ve olayı onun bakış açısından görerek notlarınızı yazın. Yazmayı bitirince, bu karşıt bakış açısının sizi şaşırtan fikirler yaratıp yaratmadığına kafa yorun. * Sonra üçüncü sandalyeye oturun, bu olayla ilisi olmayan birisi olduğunuzu düşünün, bu kişi gerçek veya hayali birisi olabilir. İsterseniz Leonardo da Vinci olun ve öteki iki sandalyede oturanların çekişmesini seyredin ve anlamaya çalışın, istekleri nedir, neleri gözden kaçırıyorlar? Siz bir bilge olarak nasıl görüyorsunuz, neyi unutuyorlar? Kesin objektif olun ve notlarınızı alın...* Ama eğer isterseniz bir de göksel varlık yani ilahi bir yardım düşünün, örneğin bir melek olabilir, o zaman da onun isez neler söyleyebileceğini düşünün ve yazın. Yaşamınızı bir filme benzetiyor musunuz? Hiç sizi kendinizin yerine bir yönetmenin yönettiğini düşündünüz mü? * Şimdi oturun, gözlerinizi kapayın, birkaç dakika derin nefes alıp verin ve çocukluğunuzdan başlayarak yaşadığınız önemli olayları zihninizde canlandırın.* Acıları, sevinçleri, başarıları ve hataları, ilişkileri, ailenizi, arkadaşlarınızı herşeyi bir film şeridi gibi düşünün. Ama sadece seyredin, yorum yapmayın yani düşünmeyin.* Yorulduğunuzda ya da şu ana geldiğinizde filmi dondurun ve dikkatinizi yine soluk alıp vermeye verin. Sonra bunu seyrettiğiniz bir film olarak düşünün, bir başkasının yaptığı film olarak. Sinemadan çıktığınızda ne düşünürsünüz? Film için düşünmez misiniz?* Bu film, abartılı bir drama mı, komedi mi, polisiye mi, aksiyon veya macera mı, aşk ya da sanat yoksa bir korku filmi mi? Nasıl bir film sizin filminiz? * Ve şimdi kendinizi Scorsese, Spielberg ya da Fellini gibi ünlü bir yönetmen olarak düşünün ve filmi onlar gibi sizin çektiğinizi ama baştan çektiğinizi düşünün. * Filmi çekin ve oturup seyredin, bakalım yaşam filminiz nasıl olmuş?

Leonardo´nun yedi yaşam sırrı

Haftanın günleri – müziğin notaları – dünyanın yaratıldığı günler – Hz. Süleyman’ın bilgelik sütunları – Kabbala’daki Yaşam Ağacı’nın dalları – Buda’nın arayış yılları – Sufilikte ruhsal evrim basamakları – Hinduizm’de çakraların sayısı – Kıyamette çalacak borazanlar...
1. GERÇEĞİ ARA - CURİOSİTA 2. SORUMLULUK AL - DİMOSTRAZİONE 3. FARKINDALIĞI KESKİNLEŞTİR - SENSAZİONE 4. GÖLGEYE BAĞLAN - SFUMATO 5. DENGE KUR - ARTE/SCİENZA 6. BÜTÜNLEŞMEYİ BESLE - CORPORALİTA 7. SEVGİYİ YAŞA - CONNESİONE

1. GERÇEĞİ ARA - CURİOSİTAYaşama doymak bilmez bir merak duyan yaklaşım ve dur durak bilmez bir öğrenme isteği. Gerçeği aramak, yaşam boyu süren öğrenme ve yaratıcılığın pınarıdır. Bu yüzden, Leonardo’nun şimdiye kadar yaşamış en meraklı insan olması mümkündür. Gerçeği arayış ayrıca, Tanrısal Olan ile ilişki kurma arzumuzun ifadesidir.“Eğer Tanrını yani efendini arıyorsan, onu sadece bütün kalbin ve ruhunla ararsan bulursun.” Hepimiz tanrısal ışıkla doğduk. Ama okulun ve toplumun her yeni doğan bebeğini törpüleyip sıradan bir insan ahaline getiren etkilerle mücadele etmemizi sağlayacak sırları bilmiyoruz. Mevlana bu özgürlüğü nasıl elde edebileceğimizi şöyle anlatıyor; “Zeka Tanrının armağanı olduğu için çeşmesi ruhun derinliklerindedir. Tanrı vergisi bilginin suyu gönülden gelirse hiç azalmaz ve hiç kirlenmez. Ve o bilginin yolu kapalıysa içeri ne zararı dokunur? Kalbin evinden sürekli akar. Edinilmiş zeka sokaktan eve gelen oluklar gibidir, eğer o borular tıkanırsa ev susuz kalır. Çeşmeyi kendi içinde aramalısın.”
Geri dönüp çocukluğunuzu düşünün ve söyleyeceklerimi hangi yaşlarda merak ettiğinizi anımsayın;* Ben nereden geldim?* Neden buradayız?* Ölünce nereye gideriz?* Bir Tanrı var mı?* Hayatımın bir anlamı ve amacı var mı?* Ruh diye birşey var mı?* Ben kimim?
Sevgiyi yaşa ve kendini değerlendir;* Kendimi egomdan daha güçlü birşeyle bağlantılı hissediyorum.* Kendimden daha güçlü olanla ilişkimi hergün besliyorum.* Anneme, babama ve akrabalarıma bilinçli olarak şefkat gösteriyorum.* İş arkadaşlarıma bilinçli olarak şefkat gösteriyorum.* Rasgele ilişkiye girdiğim herkese bilinçli olarak şefkat gösteriyorum.* Sevginin, vermenin ve almanın doyuruculuğunu yaşamın her gününde yaşamak için kendime izin veriyorum,
Bir ruh defteri tutmalısınız... Kim olduğunuzu düşüncelerinize bakarak söyleyebilir misiniz?Kim olduğunuzu duygularınıza bakarak söyleyebilir misiniz?Kim olduğunuzu vücudunuza bakarak söyleyebilir misiniz?Kendinizi düşünce, duygu ve fiçik varlığınızdan başka bir şeyle özdeşleştirebilir misiniz? Nasıl mı?Oturun ve düşünün;* Birşeyi beğenme veya beğenmemeniz deneyiminizi nasıl etkiliyor?* Eğer beğenme veya beğenmeme duygunuzu durdurabilirseniz, bu deneyiminizi nasıl etkiliyor?Bu cevapları lütfen not edin...Gerçeği ararken her yaşadığınız olayda şunları düşünün;* Doğru mu? Doğruyu gerçekten bilmek istiyorsanız, cevap içinizde belirecektir...* Bu doğrudan emin misiniz?* Emin olunca tepkiniz nedir?* Eğer böyle düşünmeseydiniz ne olurdu?Eğer varsa kendinizin, yoksa çevrenizdeki bir çocuğu örnek olun, onunla ilişki kurun, hareketlerini ve davranışlarını gözleyin. Onun ruhsal temizliğini örnek alın, eksileri ve artıları gözlemleyin.

8 Ocak 2008 Salı

Gelen Sonbahar


Bu güne kadar daha yaz ayını bırakmamıştı Antalya, daha yazın sıcaklığını yaşıyoruz derken...
Bu sabah doğan güneşin ışıklarını beklerken, yağmur ve gök gürültüsüyle karşılaşınca Sonbaharın geldiğini yeni fark ettim. Kurumuş toprağa düşünce, yağmur damlaları sabahın serinliğinde harika mis gibi güzel toprak kokusunu yaydı etrafa…Özlemiş olarak içime çektim, bu gün…
Sonbahar artık ben geliyorum diye haber verdi.Ağaçlara bakınca penceremden, renkleri değişerek yaprakların yerlere düştüğünü gördüm. İlkbahar gibi dirilişin coşkusunu yaşatmazdı, Sonbahar, gelişinde tükenişin hüznünü vardır.Doğayı değiştirerek boyayan başka bir el, bizim için başka renge boyamış olduğunu fark ettim her şeyi …

Kuşların cıvıltıları, ağustos böceğinin şarkısı , oradan oraya koşan karıncalar, yok artık...Meyveler ağaçları terk etmiş,hafif esen rüzgarın önüne atmış yapraklarını Hayatımız da, Sonbahar yapraklarını sürükleyen rüzgar gibi Akıp gittiğini oradan oraya sürüklendiğini, hatırladım o anda…

Yahya Kemal Beyatlı’nın Sonbahar şiiri geldi birden bire aklıma,
Fani ömür biter; Bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır,tarumar olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere
Anlar ki yolcu yol görünür serviliklere

İnsanların hayatının da mevsimler, gibi olduğunu düşündüm.İnsanlar kaç sonbahar geçirmiştir, yüreği fırtınalı, ne acılar, ne umutsuzluklar yaşamıştır. Her şeyin bittiği anda yine de gelen ilkbaharı yakalamıştır.İlkbaharı doğuş olarak , Sonbaharda o güzelliğin bitişi…Hüzünlü de olsa , renklerinin ayrı bir güzelliği vardır, yine de…İlkbaharda doğacak güzellikleri saklar toprakta….

Doğa hüzünlü de gözükse resminde, bildiği Sonbahar renkleri kullanacaktır, bellidir, artık…Bize hangi mevsimin geldiğini hatırlatacak...
4/10/2007 Bahar Demir

2 Ocak 2008 Çarşamba

Yeni gelen bir yıla

Yeni gelen bir yıla

Yeni gelen bir yıla, yılın başı demişiz.
Kötü geçen yılları, geride kalsın
Senede bir kere de, olsa umutla
Eğlenmek istemişiz.
Her yeni gelen bir yılı, karşılarken dileğim,
Kar yağsın, ne yaşanmışsa yaşansın
Örtsün geçmişin, hatalarını, hatıralarını
Yeni bir başlangıç, yeni bir gelecek sunsun
İsterim, herkes için,
Yeni bir yıla girerken
Tüm insanlığa ve ülkemize , barış, mutluluk...
Sevgi, savaş acı, felaketlerin,
Geçip giden koca bir yıl gibi
Geride kalması umuduyla...
Herkesin gönlünde istediğinin
Gerçekleştirmesi, kardeşliğin doğduğu,
Sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu,
Yine de umutlu, yine de sevgi dolu ..
.Herkese sağlıklı, gönlünün istediği gibi
Eğlenebildiği , yeni gelen bir yılı karşılaması dileğiyle…
Bahar Demir (31-12-2005)

Mutlu yıllar yaşlı dünya

Size söylüyorum yıllar!
Geçseniz ne olur?
Geçmeseniz ne olur?
İçimdeki yılları eskitemedikten sonra...
(31 Aralık 1980 İstanbul)

Sakın unutmayınız!Mutluluk sizsiniz!''Ne gecenin karanlığı, ne de gündüzün aydınlığı sonsuza kadar sürer.

''Yeni bir yılı karşılamak için, eski yılı uğurlamamız gerekiyor.. Tıpkı bugün olduğu gibi.. 2007 Yılını acı tatlı bütün yaşanmışlığınla geride bırakıyor ve yeni bir yılı, ‘’2008’i’’ yeni umutlarla ve hepimizin ayrı telaşı ve heyecanı içinde şu sıralarda karşılamaya hazırlanıyoruz..

Yaşadığımız tüm yıllar, vadesini dolduran ömürlerimizle birlikte bizden ayrılıyor ve mazideki yerine doğru uzaklaşıyor..

Bizler, her nerede olursak olalım, hangi dil, din, ırk, renk ve mezhepten olursak olalım, kışları üşür, yazları sıcaklar ve terleriz.. Doğanla sevinir, ölenle üzülürüz.. Kesilirse bir yerimiz, kanımız aynı akar ve rengide kırmızıdır.. Üzüldüğümüzde aynı ağlar, sevindiğimizde aynı güleriz.. Göz yaşlarımızın rengi de aynıdır.. Bizler ne düşünürsek düşünelim, ne seversek sevelim, ne kadar yaşarsak yaşayalım, önce doğar sonra yaşar ve ölürüz..

Bizler aslında cahiller ordusuyuz.. Her gün birbirimizden yeni bir şeyler öğreniyoruz.. Hiç bir şey bilmemiş de olabiliriz bu her şey değil ki ama aklımız, fikrimiz yerli yerindeyse ve eğer bizler istersek doğru olan her ne varsa, her şeyi yeniden öğrenebiliriz..

Yaşlı aklım ve dünyanın tüm cahilliğiyle diyorum ki (tabii çingeneliyorum) yeter ki merhametsiz olmayalım çünkü;merhamet her şeyin üstündedir..

Düşünsenize ''Merhamet Tanrının ta kendisidir. Hem ''Aynı Tanrı yaratmadı mı bizleri, söyleyin bana, ne farkımız var ki birbirimizden?İşte sırf bu yüzden, ben bu yıl, yüreklerimizin merhametle dolmasını diliyorum..

Bilelim ki! Gerçek mutluluk, hiç bir zaman, hiç bir kötülüğün arkasına saklanmaz!

Mutlu yıllar ''insanlık''
Mutlu yıllar ''yaşlı dünyam''

''Melekler yüreğinizden öpsün.'' Sabiha Rana

13 Aralık 2007 Perşembe

Güzellikleri yok eden yapılar


Giriş kapısı görünen güzeliği kesmiş

Kenteşmenin Getirdiği Çirkinlikler


Mimarlarımız belki sanatsal güzelliğin sesi olabilirler.

Senelerce her gittiğim yerde , kimliğini kaybeden şehirlerimizi gördükçe, eskiden beri elimde bir sihirli değnek olmasını güzellikleri geri getirmek isterdim. Mimarlarımız bundan sonra, belki sanatsal güzelliğin sesi olabilirler.Her gezdiğim yerde, tekrar uğradığım vakit, yüksek nefes almamak için yapılmış yan yana apartımanları görünce , O güzellikleri bizler yaşadık, ama gittikçe gökyüzünu rüzgarları ağaçları, yakında kuşların olmayacağı özleyen çocuklarımızın olacağını düşünerek üzülürdüm. Ben bundan on beş sene önce gördüğüm yerlerle şimdi ki halinde çirkin bir yapılaşma görünce çok üzülüyorum. Bu yerler doğa harikası yerlerdi. Manavgat ilk gördüğümde ilkbahardı, ilçeye girince portakal mandalina çiçek kokusundan gecilmezdi. Side sahili yol yukarda kalır oradan bütün sahil gözünüzün önünde akar, bir gün batımını seyretmeye doyamazdınız.Marmaris ,bodrum ,Kuşadası sahilleri çok güzel mimari güzelikleri olacak yerlerdi. Daha çok şehirlerimiz aynı şekilde, daha da hala yok etiğimiz,yerlerimiz çoğunlukda....Şimdi bazı şehirlerde sahilleri çok güzel spor valiyeti, insanlarımızın oturacağı çim alanlar yapılmış. Ama bazı yerlerde ki güzellikleri yok eden yapıları ne yapacağız. diye düşünmek gerekir. Çarpık kentleşme diyoruz, Bunların sorumlusu insanlarımız olamaz.Devletimizin şehir için yaptığı, şehir panamasının uygulanmaması, yada ben yakından bilmediğim için söylüyorum güzel bir palanlama yapılmamasıdır. Çünkü bu gelen insanlarımız, yada inşaat mühendislerimiz evleri yaparken, belediye , orada olan mimarlar, nerdeler, temel ruhsatı , oturma ruhsatı bildiğime göre belediyeden müsaade alınıyor. Belediyenin müsaadesi olmadan bir şey yapılamaz. Zamanında yapılırken ikaz edilseydi, bu görüntüler ortaya çıkmazdı. Oy uğruna, nasıl olsa tapusunu alırız af çıkar uğruna , yapıldı, bu çirkinlikler. Her zaman hayal ettiğim şehri usa da gördüm. Çok güzel bir şehir planlaması yapılmış.Her evin bahçesinde senelerin çam ağaçları vardı. Tek kat yada tripilex evler, etrafı bahçeleri, her evin arka yerinden içeri giren araba garajları sokaklarda hiç araba yok , çünkü herkesin garajı olması arabasını oraya koymak zorunda, mahalle aralarında 6-7 dönüm çocuk parkları etrafı tellerle çevrilmiş, içinde her yaşa göre yapılmış çocuk parkı, futbol,tenis, kay ,kay yerleri, piknik yerleri , büyüklerin otaracağı yerleri olan park, tabi ki çocuklar mahalle aralarına da oynamıyor yasak zaten , herkes hem rahatsız olmuyor hem de çocuklar kısıtlanmadan oynuyor.Şehrin alışveriş merkezi yine 8-9 dönüm bir yere büyük market olarak kurulmuş etrafında berberi. Bankası. Vs serpiştirilmiş. Ünüversite , kiliseleri , hastaneleri göze çok güzel olacak şekilde yerleştirilmiş . Her yerin ayrı bir yerinde araba koyma yerleri olduğundan ,hastaneler alışveriş yerlerin de araba sorun olmuyor. Şehir içinde yollar, üç şerit, orta yoldan sadece dönebiliyorsunuz, sağa yada sola, onun için trafik akıyor.Yüksek binalar çalışma alanları bir yere toplanmış tabi ki arada ki yolları çok güzel, Şehir otobüsleri , çalışma yerlerine, şehrin bir yerinden sonra yer altı yollarıyla gidiyorlar. Üst yollarda trafik o kadar olmuyor. Keşke daha öncede ki belediyedeki insanlarımız yurt dışına gezmeye gittikleri vakit, her biri bir şey getirseydi memleketimiz şu anda bu sorunları yaşamazdı. Fazla hayali konuştum ama her zaman hala her şehrimizdeki güzellikleri nasıl çirkinleştirdiğimizi gördükçe sihirli bir değnek arıyorum. Şimdi bu kadar olmasa da buna yakın yerler yapılıyor sanırım şimdi.Kocaeli de depremden sonra yapılan yerleşme yerlerinin, dünya evlerinin güzel planlaması var. İstanbul da Ataköy’ün yerleşme şekli güzel tabi ki azınlık da ...Baktığı her yerde güzellik görmek isteyen biri için az geliyor.İnsana ve yaşama saygılı çağdaş kentleşmeyi, sağlamak ve kültürel etkinliklerini, yaşabilmek dileğiyle.