KAHVE BAHANE

KAHVE BAHANE
Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane…Belki de dedelerden anneannelerden , babaannelerden kalan bir miras belki de alışkanlık… Çok severim Türk kahvesini, benim için diğer kahvelere hiç benzemez... Özel bir tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi, ikramıyla kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır. Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta ,uzun süre tadını bırakır. Günlük yaşamımızda çok yer etmiştir.Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir tadı...Dostlarınla içtiğin kahve neşe dolu bol köpüklüdür. Sevdiğin dostun üzüntülü ise içtiğin kahvenin tadı kederlidir,acıdır. Tek başına balkonda içtiğin kahve ,yalnızlıktır. Yorgun olduğunda hafifletir seni,unutturur yorgunluğunu,İçki içmişsen koyu şekersiz bir kahve derin kuyudan çıkararak,ferahlatır ,derin bir uykuya dalarsın… Kızlarımızı istemeye gelinen evlerin,bayramlarımızın vazgeçilmez ikramıdır,Türk kahvesi...B inlerce yıl öncesinden zamanımıza kadar bir çok şeylerle bakılan fal, bizim Türk kahvemizle de özleşmiştir,Türk kahvesi deyince ,Kahve içen kişi dibindeki telveyi ,fincanını sol elle tutarak,sağdan sola çevirerek üç kere çalkalayıp kapatır.sonrada’’bakacak kimse var mı?’’diye sorar,bakan yoksa kendin bildiğine göre yorum yapar.Apartmanda her gün bir evde saat onda kahve içilir. Komşu Naciye hanım sabah saat onda muhakkak bağırır ,Ayşelerdeyiz hadi gelen gelsin.Tabi ki Naciye hanım çok iyi fal baktığından herkes işi gücü bırakıp peşinden…..kapıdan içeri girerken de ’’Şule kızım çabuk bir kahve yap da içelim’’daha öğlene yemek yapacağım.Herkes saat ona kadar bir işler yapmıştır, bu o yorgunluğun dinlenme kahvesidir. Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle,dumanıyla,yorgun oldukları için , içtikleri kahve hafifletir kendine getirir,unutturur günün ağırlığını insanlara...Biraz da gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane hatırlatır.Kahveler içilir,tabi ki arkasından fincanlar kapatılır.Naciye hanım bakacak fallara…Fallar… Her gün aynı şey ,siz inanırımsınız? Fal nasıl bakılır,çıkanları varmıdır..Hepinize bol şekerli kahve tadında günler,sohbetler dilerim. (Bahar Demir)

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Doğal Yollarla Saç Rengini Açma

http://www.esraninportresi.com/sac-modelleri-2/dogal-yollarla-sac-rengini-acma/



Doğal Yollarla Saç Rengini Açma

Kimyasal içerikli boyalar, açıcılar saçların matlaşmasına ve kırılmasına sebep olabilmektedir. Bu yüzden doğal yöntemlerle saç rengini açma yoluna başvurmak isteyebilirsiniz. İşte, papatya suyu, limon, bal gibi doğal malzemelerle hazırlanan birbirinden farklı saç rengi açma yöntemleri...

Güzellik uğruna, kimyasal içerikli pek çok üründen mümkün olduğunca kaçıp, doğal çözümlere ulaşmak hepimizin isteği ve arzusu. Aslında sadece makyaj ve güzellik ürünlerinde değil, saçtan giyime kadar pek çok alanda doğal olmak daha kabul görmüş bir hal. Peki, doğallık her alanda bu kadar ön plandaysa, saç rengini açmak için doğal yollar neden olmasın, neden doğal yollarla saç rengi açma yöntemleri varken, kimyasal ürünleri kullanalım?
Saç boyaları, açıcılar ne yazık ki saçlarınızı yıprattığı için hem matlaştırır, kırılmasına sebep olur hem de uzamasını engeller. Ancak saçlarınızdan sıkıldınız ve değişiklik yapmak istiyorsunuz fakat az önce saydığım sebeplerden, yani saçı boyayarak yıpratmak istemiyor olabilirsiniz. İşte tam bu noktada doğal yöntemlerle saç rengini açma yoluna başvurabilirsiniz. Bana sık sorulan sorulardan biri olduğu için bir araştırmaya giriştim. Aşağıda yer verdiğim yöntemlerden kendinize uygun olanını seçip, hazır güneş bu konuda yardımcı olmaya bu kadar hazırken, uygulayabilirsiniz. Bu yöntemleri denerken unutmamanız gereken ilk şey, doğal yollarla açılan saçlar hemen istenilen renge ulaşmayabilirler. Bu yüzden istenilen tona ulaşılana kadar işlemleri tekrarlamanız gerekebilir. Bunun dışında kimyasal işlem görmüş saçlardaki etki, işlem görmemiş saçların ki kadar fazla olmayabilir. O zaman sağlıklı ve doğal yollarla saç rengi açma işlemleriyle bir kaç ton açarak, yaz ışıltılarını saçlarınıza yansıtmak için anlatmaya başlıyorum.
1 saç rengi nasıl açılır_mini

1- Papatya Suyu ile Saç Rengini Açma

Doğal yollarla saç rengini açma uygulamaları içerisinde en çok bilinenidir, papatya suyu ile saç rengini açma. Uygulaması oldukça kolay bir yöntem. İhtiyacınız olan bir avuç papatya ve 1 bardak su. Saçınızın uzunluğuna göre miktara bu oranlarda arttırmak mümkün elbette. Papatyaları suyun içerisinde kaynatarak işleme başlıyorsunuz. Su kaynayıp, rengi sarıya döndüğü zaman ocaktan almalısınız (turuncuya dönerse kullanmayın) Suyun içerisinden papatya tanelerini süzerek ayırdıktan sonra soğumaya bırakmalısınız. Nemli saça da uygulanabileceği gibi, kuru saça uygulanması halinde kuru saçta daha iyi etki ettiği belirtilmiş.
2 papatya ile saç rengini açmak_mini
Peki saça nasıl uygulamalı? Aslında tercih biraz size kalmış. Eğer tüm saçımın rengini açmak istiyorum diyorsanız, komple bu suyla saçınızı ıslatın. Uçların istiyorum diyorsanız, saçınızı at kuyruğu yapıp uçlarına uygulayabilirsiniz. Son olarak ince uçlu bir tarağı bu suya sokup, bu tarakla saçlarınızı tarayarak uygulayabilirsiniz. İstediğiniz şekilde suyu saça sürdükten sonra güneşe maruz kalmaları için dışarı çıkmalısınız. Yarım saat ile bir sat arası dışarıda güneşe maruz bıraktıktan sonra mutlaka yıkayın. Bunu 2-3 günde bir uygulayabilirsiniz. Bu yöntem 2-3 ton en fazla açacaktır. Yani sapsarı saçlarınız olmayacaktır. Ancak saçlarınızda ortalama 2-3 haftada bırakacağı ışıltılar eminim hoşunuza gidecektir.

29 Nisan 2016 Cuma

Organik Böcek İlaçları ile Daha Sağlıklı Bahçeler

http://www.iyibitki.com/organik-bocek-ilaclari-ile-saglikli-cevre-dostu-bahceler-meyve-ve-sebzeler/



2014 yılında yayınlanmış bilimsel çalışmalar sonucu organik ürünlerin, modern metodlar ile yetiştirilmiş ürünlere kıyasla çok daha yararlı oldukları kanıtlanmış oldu. İleride bu bilimsel araştırmalardan iyibitki.com sayfalarında detaylı olarak bahsedeceğiz ancak şimdiden belirtmeliyiz ki organik yetiştirilmiş ürünlerin en büyük faydalarından birisi içerisinde toksik maddelerin bulunmamasıdır.
Yaprak bitleri için evde hazırlayabileceğiniz organik ilaçlar
Yaprak bitleri için evde hazırlayabileceğiniz organik ilaçlar
Daha önceki yazılarımızda böcek ilacı içeren gübrelerin ve kimyasal hazır böcek ilaçlarının çevremize verdiği zarardan bahsetmiştik. Peki kendi bahçemizde organik meyve sebze yetiştirirken bu zehirli ilaçlar veya zehirli madde içeren işlenmiş yapay gübreler olmadan meyve, sebze ve çiçeklerimize musallat olan sinir bozucu böcek, bit, örümcek gibi zararlılar ile nasıl başa çıkacağız?
İşte tam da bu sorunun cevabı olarak bugün sizlere evinizde doğal yollardan yapabileceğiniz uygun fiyatlı ve çevre dostu ayrıca insanlar ve hayvanlar için toksik veya zararlı olmayan böcek ilaçlarının tariflerini vereceğiz.

Evinizde Hazırlayabileceğiniz Çevre Dostu Doğal Organik Böcek İlaçları

1. Tesbih Ağacı Yağı(Neem Yağı) : Tesbih ağacının yağı bilinen en etkili böcek ilaçlarından birisidir. İncelendiğinde 200’den fazla böcek türü için etkili olduğunu göstermiştir. Herhangi bir zehir içermez ve bitki üzerinde de yan etkisi yoktur.
Hazırlanışı : 1 litre kadar ılık suyun içine yarım çay kaşığı toz sabun ekleyin. İyice karıştırdıktan sonra içerisine 1 çay kaşığı tesbih ağacı yağı katın. Hazırladığınız karışımı bir su püskürtücü içerisine koyun ve kullanmadan önce karıştırın. Karışımı hazırladığınız gibi kullanmanız daha etkili olacaktır.
2. Tütün : Tütün ile hazırlanan doğal böcek ilaçları kurtçuklar, tırtıllar ve yaprak bitlerine karşı oldukça etkilidir. Tütün ile hazırlanan ilaçların Patlıcangiller sınıfından olan bitkilere kullanılması önerilmez.
Hazırlanışı : 2 yemek kaşığı tütünü 3.5 litre suyun içerisine koyun. İyice karıştırın. Ardından 1-2 saat kadar dinlenmeye bırakın. Üzerine 1 çay kaşığı bulaşık deterjanı ve kırmızı acı biber tozu ekleyip iyice karıştırın. Suyu süzüp bir püskürtücüye doldurun ve artık kullanmaya hazır.
3. Domates Yaprakları : Eğer domates yetiştiriyorsanız veya çevrenizde yetiştiren varsa yalnızca meyvesi ile sınırlı kalmanız gerekmiyor. Domatesin yaprakları da birçok zararlı böcek türü için zehirli bir madde olan alkaloid içerir.
Hazırlanışı : 6-7 adet domates yaprağını kopartın. Parçalayıp yaklaşık 1 litre suyun içine koyun. 1 gece bu şekilde bekletin. Su püskürtücünün üzerine koyup bitkilerinize sıkın.
4. Krizantem : Krizantemin çiçekleri de böceklerin sinir sistemini etkileyen pyrethrum maddesini içerir.
Hazırlanışı : Kurutulmuş kritanzem çiçeklerini 1 litre su içinde 30 dakika boyunca düşük ateşte kaynatın. Bir çok zararlı böcek üzerinde etkili olduğunu göreceksiniz.
5. Portakal Kabukları : Portakal kabukları, böceklere karşı etkili sayılabilecek d-limonen olarak adlandırılan bir yağ içerirler. Ayrıca yaz aylarında sizi rahatsız eden kedilerden de kurtaracaktır. Kediler bu yağın kokusunu sevmez ve uzak duracaklardır.
Hazırlanışı : 1 litre suyu kaynatın. İçerisine 1.5 avuç portakal kabuğu atın. 5 dakika sonra süzün ve içerisine biraz sabun tozu katın. Artık böcek ilacınız hazır.
6. Soğan ve Sarımsak Spreyi : Soğan ve sarımsak böceklerde yanma hissi oluşturur ve doğal uzaklaştırıcı etkisi yaratır.
Hazırlanışı : Birer adet soğan ve sarımsak alın ve rendeleyin. Rendelediğiniz karışıma toz sabun, toz acı biber katın ve 1 litre suyun içine koyun. 1 saat kadar enzimlerin etkisini göstermesini bekleyin artık ilacınız püskürtülmeye hazır.
7. Acı Biber : Acı biber yalnızca yemeklere lezzet katmak için değil en etkili doğal böcek ilaçlarından birini yapmak için de kullanabilirsiniz.
Hazırlanışı : 0.5 litre suyu kaynatın ve içerisine 3 yemek kaşığı toz acı biber ekleyip 1 saat kadar bekletin. Acı biberi, toz sabun ve zeytinyağı ile karıştırın. Ardından erimeyen toz biberleri süzgeçten geçirin ve suya 1 yemek kaşığı toz sabun ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı karıştırın. 1 litre suyun içerisine ekleyin, karıştırın ve böcek bulunan yerlere püskürtün.

Evde Hazırlanan Organik Böcek İlaçları İçin Püf Noktaları

  • Böcekler için ev yapımı organik yaprak biti ilaçları
    Böcekler için ev yapımı organik yaprak biti ilaçları
    Hazırladığınız ilacı önce bitkinin küçük bir bölgesi üzerinde kullanıp bir gün bekleyiniz. Bazı bitkiler bazı içeriklere karşı hassas olabilir.
  • Toz acı biber ile çalışırken burun maskesi ve gözlük takın.
  • Çok rüzgarlı günlerde spreyleme yapmamanızı tavsiye ederiz.
  • Eğer toz sabun yerine sıvı sabun veya deterjan ürünleri kullanacaksanız çamaşır suyu bileşenlerini içermediğinden emin olun.
  • Özellikle yaprak bitleri yaprakların dışarı doğru kıvrılmasına neden olur ve bu onlara güvenli bir ortam sağlar. İlaçların daha etkili olması için kıvrılmış yaprakların her tarafına gelecek şekilde iyice püskürtmelisiniz.
  • Doğal ve organik ev yapımı ilaçlar toksik olmadıklarından etki etmeleri daha uzun sürer. Sabırlı olun ve ilaçlamayı sürdürün.
Artık bitkilerimize, çiçeklerimize, meyve ve sebzelerimize saldılran zararlı böceklere karşı doğal çevre dostu ev yapımı organik böcek ilaçları ile hazırız.
Böceklerden çok bize ve sevdiklerimize zarar veren zehirli ilaçlar ve yapay gübreler yerine doğal olanlarını tercih edelim.
Hepinize sağlıklı bahçeler dileriz.
Özet
İsim
Bitkiler için Ev Yapımı Organik Böcek İlaçları
Yazar
Yayın Tarihi
Tanım
Bitkiler, sebzeler ve meyveleriniz için doğal ev yapımı ve organik böcek ilaçları ile daha sağlıklı bir bahçeye sahip olabilirsiniz. Meyveler, sebzeler ve siz zehirli maddelere maruz kalmadan evde hazırlayabileceğiniz böcek ilaçları.


1 Mart 2016 Salı

KEÇENİN FAYDALARI

https://www.facebook.com/notes/ke%C3%A7e-yap%C4%B1m-ve-teknikleri/ke%C3%A7enin-faydalar%C4%B1-wool-felt-benefits/871081656322695


Keçenin Faydaları Wool felt benefits
Orta Asya'da göçebe bir şekilde yaşayan Türklerin kültüründe çok önemli yeri olan keçenin günümüzde faydaları tekrar anlatılmaya başlayınca dünya kültüründe de yerini almaya başladı. İnsanlar faydalarını öğrenmeye başlayınca , koyun veya keçe kılarının sıcak su ve zeytinyağı sabunu ile elde yoğrulmasından sonra kılların birbiriyle kaynaşmasıyla elde edilen keçenin çeşitli giyim ve süs eşyalarında kullanmaya başladı.
(1) Keçe organik bir üründür. (2)İyi bir yalıtkandır. (3)Isıyı korur ve ısı kaybını engeller. (4)Radyasyondan insan vücudunu korur. (5)Sırt ve bel ağrılarına iyi gelir.(6) Negatif enerjiyi alarak beyni stresten arındırır. (7)Üzerinde akrep ve yılan gibi hayvanlar yürüyemez. (8) Bünyesinde bakteri barındırmaz. (9)Radyasyon ışınlarını geçirmez (10) Yılarca sağlamlığını korur.(11) Antibakteriyel özelliklere sahiptir (12)Yün ısı yalıtım özellikleri dengeli -( bu kışın sıcak ve serin tutar anlamına gelir. ) (13) Yün hipoalerjenik -bakteri, küf dayanıklıdır.evde alerji azaltır( birçok kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olabileceği söylensede , bazı yazılar bunun daha kanıtlanmış olarak söylüyor.) (14)Yün doğal bir anti-statik ,Yün nedeniyle doğal liflerden nitelikleri çok az statik elektrik üretir.! (15)Yün doğal alev dayanıklıdır. ( yüksek aleve dayanıklı - genellikle kilim, yatak, ve ateşe maruz işlerde ( itfaiye, asker,vs) oluşturulan giysiler de kullanılır.) (16) Merinos yünü sıcaklık sağlarken, onu yakalar ve havayı sirküle ve biriken nemi önler, ( kuru kalarak nemi emer )(17) Doğal su geçirmez(Çabanların kepenek olarak bildiğimiz giyisileri, Orta asya insanının oturmak için yaptıkları çadırlar da) (18) Keçe mükemmel bir ses yalıtkanıdır. Çevre ile ilgili, giderek insanların endişeli olduğu bir dünyada çok önemli bir özelliktir - Ve% 100 biyolojik olarak parçalanabilir.
Artık bu kadar faydasını bildiğimiz,( eskiden yataklarımız,yorganlarımız yastıklarımız ve kilimlerimiz, yaşanan evler, atların eğerleri vs) atalarımızın yakın senelere kadar taşımalarını gördüğüm, kaybolmaya yakın olan bu zamanda, bu kültüre dünya milletleri gibi sahip çıkmamız dileğiyleee... (H. Büyükdemir.)





22 Şubat 2016 Pazartesi

Sanatçı Üniversite Eğitimi Almalı mı?

http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/dersbelgeyazilari/SUKRUAYSAN.htm



 
Sanatçı Üniversite Eğitimi Almalı mı?


Marcel Duchamp
 
Çeviri: Şükrü Aysan ders BELGELiGi 11.04.2001

"Ressam gibi alık (kafasız, akılsız)".

Murgen'in "Bohem Hayatı" zamanına, 1880'li yıllara kadar geri götürülebilen bu fransız deyimi bugün de hâlâ tartışmalarda ressamlarla dalga geçmek için kullanılmaktadır.

Sanatçı niçin öbür insanlardan daha az akıllı görülüyor. Bu, sanatçının becerisinin, akılla doğrudan bir ilişkisi kurulamayan, esasta, el işçiliğine dayanmasından mıdır?

Genelde, ressamın, büyük bir sanatçı olabilmek için, özel bir eğitim almasına gerek olmadığı kanısı hakimdir.

Ancak, bu düşünceler bugün artık geçerli değil. Sanatçıyla toplum arasındaki ilişkiler, geçen yüzyılın sonlarında, sanatçının özgürlüğünü ilan etmesiyle değişmiştir.

Sanatçı Kilise ya da bir hükümdar tarafından kullanılan bir zanaatkâr olmak yerine bugün özgürce resim yapıyor; mesenlerin hizmetinde de değil artık; aksine onlara kendine özgü estetiğini empoze eder duruma gelmiştir.

Başka bir deyişle, sanatçı şimdi toplumla tam anlamıyla bütünleşmiştir.

Bir yüzyıldan bu yana toplumca rüştünü ispat etmiş sayılan sanatçı bugün normal bir vatandaşla aynı haklarla donanmış özgür bir adamdır ve eserlerinin alıcısıyla eşit statüde konuşmaktadır.

Bu özgürleşme, sanatçıyla, karşılık olarak, zihinsel bakımdan aşağı seviyede bir köle gibi kabul edildiği  dönemlerde  bilmediği, yerine getirmesi gereken bir çok görev yüklemiştir; bunların en önemlisi, sanatsal dehanın biçimlenmesinin temelinde alınmasa da, zihnin eğitilmesidir.

Sanatçılık mesleğinin günümüz toplumunda liberal (serbest) mesleklerin düzeyinde yerini aldığı açıkça gözükmektedir. Bu meslek, bundan böyle, bir tür yüksek zanaat sayılamaz.

Sanatçı bu düzeyin gereği olarak, doktorların, avukatların v.d. aldığı kalitede bir üniversiter eğitim almalıdır.

Evet, modern toplumda, sanatçı, bir zanaatçının (bir imalâtçının) ya da bir soytarının (bir eğlendiricinin) rolünden, daha önemli bir rol üstlenmektedir.

Sanatçı kendini, herşeyin maddi refah doğrultusunda geliştiği kaba bir maddecilik üzerine kurulmuş bir dünyayla karşı karşıya buluyor. Bu dünyada din, büyük miktarda alan  kaybederek zihinsel değerlerin  dağıtıcısı olmaktan çıkmıştır.

Bilimin, gündelik işlevselciliğe yaptığı katkı nedeniyle kör bir hayranlığa mazhar olduğu günümüzde sanatçı, bu işlevselcilikle mutlak karşıtlık içinde görülen  zihinsel değerlerin bir garip toplanma yeri durumundadır. Kör  bir hayranlık diyorum; çünkü, insan varlığının temel sorunlarına hiç dokunamayan teknolojik çözümlerin  herşeyden daha önemli olduğuna inanmıyorum

Örneğin, gezegenler arası seyahat sözde "bilimsel gelişme"nin ivmesini arttırıcı gibi görülüyor. Oysa, son çözümlemede, bunun sadece insanın kullanımına sunulan arazi miktarını arttırmakla ilgili olduğu anlaşılıyor. Bunu, ben, bireyin zihinsel faaliyetini gün geçtikçe daha fazla dumura uğratan güncel maddiyatçılığın bir çeşidi olarak alıyorum.

Bu bizi günümüz sanatçısının önemli meşguliyetine götürür: O da, bana göre, bu sözde gündelik maddi gelişme konusunda uyanık olmak ve de bilgilenmektir.

Üniversiter bir eğitimle donanmış olan sanatçı çağdaşlarıyla ilişkilerinde komplekse kapılmaz: Bu eğitim sayesinde, zihinsel değerler çerçevesinde kendine saygı kanalıyla maddiyatçılığın yüceltilmesine karşı çıkmak için uygun araçlara sahip olacaktır.
(...)
Sanatçının dağıtıcılığını üstlendiği, yukarıda sözünü ettiğimiz, zihinsel değerler ayrı başına alınmış bireyle ilgilidir. Genel değerlerse bireye toplumun parçası olması bakımından eklenir.

Ve insan türünün bir örneği olarak demeye çalışıyorum ki birey, gerçekte, tamamen yalnız ve biriciktir. Bu, türe özgü, kitlesel, tüm bireylere ortak özelliklerin kendinde bir bireyin kendi başına olmasıyla bir ilişkisi yoktur.

Geçtiğimiz yüzyılda, Max Stirner bu farklılığı çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Eğer eğitimin büyük bir kısmı genel karakteristiklerin geliştirilmesi yönünde uygulanıyorsa, üniversiteler eğitimin bir başka kısmı da, bu da aynı önemde alınarak, zihinsel mirasımızın öğrenilmesine ve kendi kendini çözümlemeye, bireyin en derin yetilerinin geliştirilmesine hasredilmelidir.

İşte sanatçının Üniversite'de edineceği önemli nitelikler bunlardır. Ve bu kaliteler,
dinle ilişkisinin koptuğu anlaşılan, büyük zihinsel geleneğin canlı tutulmasını sağlayacaktır.

Sanatçının, sadık tercümanı olduğu, zihinselliğin ateşini harlı tutma misyonunu üstlenmesi gerektiğine bugün daha fazla inanıyorum. İşte bu görevi yerine getirebilmesi için sanatçının en yüksek derecede eğitim alması zorunlu olmaktadır.

Bu metin Hofstra'da (A.B.D.) 13 Mayıs 1960' ta düzenlenen bir kollokyumda Marcel Duchamp' ın yapmış olduğu konuşmanın metnidir.

21 Şubat 2016 Pazar

ATATÜRK’ün Çılgın Peyzaj Projesi”

Böyle güzel projeler insanların ben egoları yüzünden saklanıyor. Çok yazık İnsanlar kendi yaşadıkları yerleri rahat yaşamak için güzelleştirmek ,yerine hep kendilerini karışıklığın, düzensizliğin içinde görmeyi istiyorlar. Gelecek nesle hiç güzellikler kalmıyor. Yakın zamanda kesilen ağaçların ,bozulan ormanların yok oluşunu herkes seyrediyor. Hiç bir kuruluş da bu gibi davranışlarda ses çıkarmıyor. Bütün dünyanın her sözünü saygı ile hatırlayan, liderlerin her sözünde övgü ile bahsettiği ATATÜRKÜ keşke daha önceden anlayabilseydik. Memleketimizi şu anda dünyada daha önde ülkeler arasında görebilseydik.

                                                      http://blog.peyzax.com/blog/
http://blog.peyzax.com/blog/2011/05/03/ataturkun-cilgin-peyzaj-projesi/#.VshMbBJ3Pb2.facebook

2 Şubat 2016 Salı

KAHVE BAHANE

Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane…Belki de dedelerden anneannelerden , babaannelerden kalan bir miras belki de alışkanlık…

Çok severim Türk kahvesini, benim için diğer kahvelere hiç benzemez... Özel bir tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi, ikramıyla kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır. Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta ,uzun süre tadını bırakır.

Günlük yaşamımızda çok yer etmiştir.Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir tadı...Dostlarınla içtiğin kahve neşe dolu bol köpüklüdür. Sevdiğin dostun üzüntülü ise içtiğin kahvenin tadı kederlidir,acıdır. Tek başına balkonda içtiğin kahve ,yalnızlıktır. Yorgun olduğunda hafifletir seni,unutturur yorgunluğunu,İçki içmişsen koyu şekersiz bir kahve derin kuyudan çıkararak,ferahlatır ,derin bir uykuya dalarsın… Kızlarımızı istemeye gelinen evlerin,bayramlarımızın vazgeçilmez ikramıdır,Türk kahvesi...

Binlerce yıl öncesinden zamanımıza kadar bir çok şeylerle bakılan fal, bizim Türk kahvemizle de özleşmiştir,Türk kahvesi deyince ,Kahve içen kişi dibindeki telveyi ,fincanını sol elle tutarak,sağdan sola çevirerek üç kere çalkalayıp kapatır.sonrada’’bakacak kimse var mı?’’diye sorar,bakan yoksa kendin bildiğine göre yorum yapar.Apartmanda her gün bir evde saat onda kahve içilir. Komşu Naciye hanım sabah saat onda muhakkak bağırır ,Ayşelerdeyiz hadi gelen gelsin.Tabi ki Naciye hanım çok iyi fal baktığından herkes işi gücü bırakıp peşinden…..kapıdan içeri girerken de ’’Şule kızım çabuk bir kahve yap da içelim’’daha öğlene yemek yapacağım.Herkes saat ona kadar bir işler yapmıştır, bu o yorgunluğun dinlenme kahvesidir. Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle,dumanıyla,yorgun oldukları için , içtikleri kahve hafifletir kendine getirir,unutturur günün ağırlığını insanlara...Biraz da gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane hatırlatır.Kahveler içilir,tabi ki arkasından fincanlar kapatılır.Naciye hanım bakacak fallara…Fallar…

Her gün aynı şey ,siz inanırımsınız? Fal nasıl bakılır,çıkanları varmıdır..Hepinize bol şekerli kahve tadında günler,sohbetler dilerim.
(Bahar Demir)

5 Kasım 2014 Çarşamba

SAĞLIKLI YAŞAM

SAĞLIKLI YAŞAM Kanser Hücreleri
1..Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin. 2..Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin. 3..Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın. 4..Bol taze sebze ve meyve yiyin. 5..Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği,mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin. 6..Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin. 7..Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin. 8..Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin. 9..Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin. 10.. Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin. 11.. Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ). 12..Stresten uzak durun. 13.. İyi uyuyun. 14.. Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun. 15.. D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın. 16.. Yeteri derecede egzersiz yapın!!!! 17.. Aşırı alkol kullanmayın. 18.. İşlenmiş soya ürünü yemeyin. 19.. Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir. 20.. Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!! 21.. Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. 22.. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
************************** Prof. Dr. Ahmet AYDIN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?